Dag Solstad – Mahcubiyet ve Haysiyet

“Solstad’ın dili, eski görünen yeni bir zarafetle parıldar ve taklit edilemeyen, enerji dolu, kendine özgü bir ışıltı yayar.”

Karl Ove Knausgård

Norveç edebiyatının önde gelen yazarlarından Dag Solstad romanları, kısa hikayeleri ve oyun yazılarıyla yirmiden fazla dile çevrilmiştir. Neredeyse otuz kitaba imza atan Solstad, Kuzey Avrupa Edebiyat Ödülü’nü ve Norveçli Eleştirmenler Ödülü’nü üç kere kazanarak İskandinav edebiyatında kült bir yere sahip olmuştur. Hatta Kavgam serisi ile bir fenomen haline gelen Karl Ove Knausgård’un da en sevdiği yazarlar arasında almaktadır.

Dag Solstad’ın Türkçeye ilk çevrilen kitabı Mahcubiyet ve Haysiyet. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitap Banu Gürsalar Syvertsen tarafından ustalıkla çevrilmiş. Daha ilk sayfalarından itibaren kasvetli bir atmosferin hakim olduğu kitapta, Fagerborg Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olan Elias Rukla’nın hayatına tanık oluyoruz. Rukla, her sene olduğu gibi bir grup ilgisiz lise öğrencisine Henrik Ibsen’in Yaban Ördeği adlı eserini heyecanla yorumlar. Kitabın başında Rukla’nın neşelenmeye o kadar çok ihtiyacı olduğunu görüyoruz ki her gün pırıl pırıl parlayan bir beyaz gömlek giymesine ve hayata tutunmaya çalışmasına rağmen hiçbir şey işe yaramaz. Rukla, bir gün sınıfın ortasında birden donar ve yıllar önce yaşadığı yaşadığı, onda derin travmalar bırakan olayları düşünmeye başlar. Elias dostu Johan Corneliussen’in hatırısına döner, evliliğini, kendisini ve içinde yaşadığı toplumu sorgulamaya başlar. Solstad, becerikli geri dönüşlerle bir yandan da 1960’ları ve 1970’leri becerikli bir şekilde betimliyor. Aynı zamanda kitapta kasvetli ve huzursuz bir hava da hakim. Solstad, Elias Rukla’nın kişisel kaygıları ve sıkıntıları etrafında saplantılı bir şekilde dolaşma eğiliminde ve kitap boyunca uzun, sorgulayıcı ve tekrarlayan cümlerlerle bunu hissettiriyor. Avusturyalı yazar Thomas Bernhard’ın etkisini hissederken Dag Solstad yine de aşırılıktan uzak durmayı tercih etmiş.

Rukla, evine doğru yürürken hayatını sorgular ve hayatının büyük bir kısmını İskandinav edebiyatına adadığını düşünür. Yüksek lisansta tanıştığı Felsefe okuyan arkadaşı Johan’ı ve Eva Linde olan evliliğini anımsar. Şefkat, yabancılaşma ve tiksinme gibi karmaşık bir duygu durumlarından geçer. Öğrenilmiş eleştirellik, hayattaki başarısızlık, zevki veya coşkuyu teşvik etmek için herhangi bir şey yapma konusundaki isteksizlik. Mahcubiyet ve Haysiyet bütün bunları başarıyla tasvir ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlara da bakın