Sol and Mani

Vikinglerin İnancı

20 Shares
20
0
0
Vikinglerin MS 397 yılından itibaren 300 yıl boyunca devam ederek Avrupa’yı neredeyse domine etmiş, aynı zamanda Bizans İmparatorluğu üzerinden de ticaret yapmışlardır. Viking temelde İngilizler tarafından kullanılan fetih yapmak amacıyla denizcilik faaliyeti yürüten kimseler için kullanılmıştır. Bu sebeple eğer birisi “Viking’e gitmeye” karar verirse bu kişi, başka diyarlardaki oldukça kârlı hedeflere yapılacak bir akına katılma niyetini bildirmiş oluyordu.  Her Viking İskandinav’dır fakat her İskandinav Viking değildir. Aslında Vikinglerin dinlerini, tarihlerini ve kültürlerini okurken, şu anda var olan bir ülkenin ve ulusun tarihini değil 5 farklı milletin, 10’dan fazla ülkenin birden tarihini okumuş oluyorsunuz. Şu anki Danimarka, İsveç, Norveç, Faroe Adaları, İzlanda ve hatta İskoçya halkının önemli bir kısmı, Rusya’nın bir kesimi ve Fransa’nın Manş Denizi kıyısındaki Normandiya bölgesi de aslında Viking kökenlidir

Vikinglerin dînî inancı, “etnik ve bir toplum dîni” olarak sınıflandırılmıştır. Hristiyanlıkta, tanrı mutlak, her şeyi bilen, her zaman her yerde var olan bir figürdür; ve  bu durum her birinin farklı uzmanlık alanlarının bulunduğu farklı bir takım tanrılara inanan İskandinav ve diğer Pagan tanrılarından oldukça farklıdır. Vikingler için evren, dünyayı zorlu ve macera dolu bir yer haline getiren tanrılar, ruhlar ve doğa üstü enerjilerle doluyken, Hristiyanlara göre günahlarla dolu bir dünyaya önderlik eden tek bir tanrı tarafından yönetilmektedir. Dünya görüşlerindeki bu farklılık, Vikinglerin çıktıkları fetihler sırasında karşılaştıkları Hristiyanlarla kurdukları ilişkiyi de biçimlendirdi. Bir İskandinav savaşçı için savunmasız sivilleri öldürüp, mal varlıklarına el koymak onursuz bir davranış sayılsa da MS 793-1100 yılları arasında Vikingler tam olarak böyle yaptılar. Bunda, varlıkları talan edilen kişilerin Vikinglerden farklı dini inanışlara sahip olması ve Viking toplumunun devamlılığını sağlayan kuralların bu kişiler için geçerli olmamasının önemli bir payı vardır. Britanya’ya ilk gelişlerinde Lindisfarne Manastırı’nı talan eden Vikingler karşılaştıkları her rahibi öldürüp, bu kişilerin değerli bütün eşyalarına el koymuşlardır. Bu yapılanlar maktüllerin İskandinav olması durumunda ciddi bir suç teşkil ederdi fakat öldürülen rahipler zenginliğe erişimin önündeki en büyük engel olarak görülüyordu ve bu kişilerin kendi ibadethanelerinde kolayca öldürülebiliyor oluşu Vikingler için Hristiyan tanrısının kullarını koruyacak güçte olmadığı anlamına geliyordu.

İskandinav inanışına göre dünyanın sonu belliydi ancak yine de buna karşı mücadele edilebiliyordu. İskandinav tanrıları insanlara yaşamın nefesini vermişlerdi ve bunu kullanmak tamamen kişiye bağlıydı. Tanrılar İskandinavya’ya, Bronz Çağı’nın (MÖ 2300- MÖ 1200) başlangıcına denk düşen bir tarihte Cermen göçleriyle birlikte gelmişlerdi. Bunlar zamanlarının sınırlı olduğunu anlayan ve hayatlarını bu sınırlı zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye adayan tanrılardı; onların takipçileri de aynısını yapmaya teşvik edildi. İskandinav dini inancının ana kaynakları, MS 9. ve 10. yüzyılların sözlü geleneklerine dayanan Poetic  Edda  ve eski hikayelere dayanan bir masal derlemesi olan Prose Edda’dır (MS 1220)(Edda ismi bizlere tanıdık gelebilir. Edda aynı zamanda Netflix dizisi Ragnarok’un çekildiği yerdi :)) İskandinav yaratılış hikayesine göre dünyanın yaratılışından önce yalnızca buz ve büyük inek Audhumla’nın bahşetmesi ile yaşayan Ymir adında bir dev vardır. Audhumla, Ymir’i dört memesinden aralıksız bir şekilde akan sütle beslerken aynı zamanda kendi besin ihtiyacını buz yalayarak sağlardı. Onun buzu yalayışı, daha sonra Borr adında bir oğul doğurmasına yol açacak ve Tanrı Buri’yi düştüğü tuzaktan kurtaracaktı. Borr sonrasında; Odin, Vili ve Vé’yi doğuracak olan Buz Devi Bolthorn’un kızı Bestla ile evlenir. Bu tanrılar birleşip Ymir’i öldürür ve onun vücudunu dünyayı yaratmak için kullanırlar. İlk insanlar, Odin tarafından içlerine yaşam üflenene kadar ruh ve bir bedenden yoksun şekilde var olan ancak kendilerine diğer tanrılar tarafından var olma sebep ve yaşama tutkusu bahşedilen Ask ve Embla’dır.

Tanrıların yarattığı dokuz varoluş düzleminden oluşan dünya, Yggdrasil olarak bilinen muazzam bir ağaç olarak benimsenmektedir. Bunların en ünlüleri: ölümlülerin evi olan Midgard, tanrıların evi Asgard, elflerin evi Alfheim ve Midgard’ın altında yer alan, kötü bir şekilde ölenlerin gittiği diğer bir diyar da Niflheim’dır. Özellikle doğum sırasında ölen kahraman kadınlar, ahiret hayatlarını Odin’in eşinin yanında geçirecekleri Asgard’daki Frigg Salonuna, savaşlarda kahramanca ölen erkekler ise Odin’in Valhala salonuna giderlerdi. Odin ve diğer tanrılar buz devlerini yendikten sonra bütün evreni kendi prensiplerine göre kurmuşlardır. Buz devleri kendi diyarları olan Jotuheim’da yaşasalar da, Asgard ve Midgard için tehdit oluşturuyorlardı. Tanrıların alacakaranlığı olan, Ragnarök olarak da bilinen bugünde büyük bir yıkım yaşanacak, kaos zincirlerinden kurtulacaktır.
Ragnarök geldiğinde güneş kurt olan Skoll, ay ise Skoll’un kardeşi Hati tarafından yutularak dünya karanlığa sürüklenirken aynı zamanda Yggdrasil’in bütün düzlükleri ulu kurt Fenrir tarafından harap edilecektir. O gün geldiğinde tanrı Heimdall borusuna üfleyerek tanrıları savaşa; Odin ise Valhala’nın bütün kahramanlarını yaratılışın savunusu için tanrılarla birleşmeye davet edecekti. Tanrılar cesurca savaşacak olsa da en sonunda onlar savaşta ölürken, bütün evren de alevler içinde yok olarak derin sulara gömülecekti. Bu, dünyanın sonu anlamına gelse de varoluşun sonu değildir. Bu dünya yıkıldıktan sonra yeni bir dünya yaratılarak sulardan yükselecek ve bu döngü sürekli olarak kendini tekrar edecektir.

İskandinav tanrıları onlara inanan insanların davranışlarıyla onurlandılar. Hristiyanlıktan önce İskandinavya’da dini hiyerarşiye dair hiçbir kanıta rastlanılamadı. Tanrıların dokunduğu kadınlar Volva olarak adlandırılıyor, Volvalar kehanetleri duyabiliyor ve diğer fanilere tercüme ediyorlardı. Her ne kadar tanrılar için inşa edilmiş bazı tapınaklar olsa da ibadetin büyük kısmı belli bir tanrıyla bağlantılı olan doğal ortamlarda gerçekleşirdi. Uzun bir zaman boyunca sözlü olarak aktarılan Tanrılar, yaratılış ve Ragnarök ile ilgilli hikayeler ancak çok sonra İzlanda’da tarihçi/şair Snorri Sturluson tarafından yazıya geçirilmiştir. (MS 1179-1241)
20 Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir