Hawaii, Oslo

2 Shares
2
0
0

Norveç Sineması dediğimizde ilk aklımıza gelen yönetmenlerden biri olan Erik Poppe’un “Oslo Üçlemesi”nin ikinci filmi olan “Hawaii, Oslo” evde sıkışıp kaldığımız şu günlerde izlemek için nefis bir tercih olacaktır. Eski gazeteci ve eski görüntü yönetmeni olan Poppe, Kolombiya’da fotoğrafçı olarak görev yaptığı sırada hastaneye kaldırılır ve gazetecilik mesleğini bırakır. Daha sonraları Bent Hamer ile görüntü yönetmeni olarak çalışır ve ulusal düzeyde önemli bir başarı elde eder; sonraları ödül aldığı bir festivalde görüntü yönetmenliğini bıraktığını açıklayarak kariyerine yönetmen olarak devam eder.

Film yönetmenin “birbirimize çok yakın yaşadığımız ve birbirimiz hakkında çok az şey bildiğimiz yer” olarak tanımladığı Oslo’da geçer. Yedi farklı karakterin hayatına odaklanan içinde bir çok hikaye barındıran film, farklı hayatların kesiştiği/çok karakterli filmlere iyi bir örnek oluşturur.* Frode ve Milla’nın bir bebeği olur ve onları derin bir çaresizliğe düşürecek bir haber alırlar. Annesiz büyümüş ve kısa süre önce babalarını kaybeden iki kardeşin hayatla mücadeleleri çetin olacaktır. Zihinsel bir hastalığı olan Leon’un beklentileri oldukça umut vericidir fakat hapisten çıkan abisi Tryge’nin beklentileri onun iyileşme sürecine darbe vuracaktır. Kilit karakter Vidar ise, rüyasında geleceği gördüğünü öne sürer ve bu durum onun ve çevresindekilerin hayatını nasıl etkileyecektir? Film daha birçok yan karakter barındırır ve bu durum aslında yönetmen için zorlayıcıdır. Buna rağmen yönetmen karakter matematiğini iyi yönetir ve özellikle ana karakterlerin hikayeleriyle seyircide güçlü bir empati duygusu yaratarak sürükleyici bir anlatı oluşturur. Tesadüfi olayların fazlalığı filmi biraz zorlar fakat bu rahatsız edici derecede değildir; kurgunun ritmi, filmin yoğun hissettirdiği empati duygusu ve müzik seçimi filmin aksayan taraflarına örtü niteliğindedir.

Sürükleyici bir dram hikayesi olan “Hawaii, Oslo” şaşırtıcı finaliyle, Norveç Sineması’nın meraklıları ve hayranları için kaçırılmayacak bir seçim olacak; Tindersticks, Arvo Pärt’ın bulunduğu soundtrack listesiyle bir parça daha kalbimize dokunmayı ihmal etmeyecektir. İyi seyirler.

*Burada hepimizin aklına Paul Thomas Anderson’ın olağanüstü filmi Magnolia geliyordur diye düşünüyor ve henüz izlememiş olanlara Nordik olmayan bir öneri bırakıyorum.

2 Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir