Englar alheimsins

0 Shares
0
0
0

2000 yapımı İzlanda filmi olan Englar alheimsins, bilinen adıyla Angels of Universe, İzlandalı yönetmen ve yapımcı Friðrik Þór Friðriksson’ın muhtemelen en karanlık ve en başarılı filmi; biraz daha genel bakacak olursak derinliği, İzlanda toplumuna odaklanması ve gerçeklik-delilik bağlamında gösterdiği tüm imgeleriyle İskandinav Sineması’nın en üst sıralarında yer alması gereken bir film. Einar Guðmundsson’ın şizofreni hastası kardeşinin hayatından esinlenerek yazdığı romanından uyarlanan film, biyografik özellikler taşımasının yanında hem komedi hem melankolik unsurlar barındırarak Pall’un hikayesini trajikomik bir biçimde bize aktarıyor. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali, Avrupa Film Ödülleri, İzlanda’nın yerel festivali Edda Ödülleri’nden önemli başarılar elde ediyor.

Filmin ana karakteri Pall (Ingvar Sigurdsson) ailesiyle yaşayan; şiire, resme ve müziğe düşkün, neşeli bir adamdır. Bir gün aşık olur ve kız arkadaşıyla keyifli vakit geçirmektedir. Ta ki kız arkadaşının varlıklı ailesinin bu ilişkiye tanık oluşuna kadar Pall sağlıklı bir bireydir. Sınıf ayrımı sebebiyle ilişkilerine nokta konar ve Pall’u sancılı bir aşk acısı çekme süreci bekler. Bununla da kalmayıp deliliğe sürüklenir. Baktığımızda bu süreç filmin ilk on beş dakikasını alır, bu film bir aşk filmi değildir; delilik üzerine yapılmış en iyi filmlerden biridir.

Pall ayrılık sonrası agresif, mutsuz bir adama dönüşmüştür ve zamanla içindeki deliliği çevresine zarar verme noktasına gelmiştir. Fakat önemli bir nokta vardır; Pall’un deliliği yaşadığı aşk acısı yüzünden değildir; sadece tetiklemiş ve gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. Öyle ki doktoruyla yaptığı konuşmada deliliğini İzlanda’nın NATO’ya katıldığı gün doğmasına bağlaması, Pall’un gerçeklik algısının ne kadar parçalandığını bizlere gösterecektir.

Pall’a şizofreni teşhisi konmuş ve rehabilitasyon merkezine yatırılmıştır; filmin asıl can alıcı kısmı ise burada başlar. Burada tanıştığı diğer akıl hastalarıyla ve doktoruyla yaptığı sohbetler öylesine zekice yazılıp kurgulanmıştır ki, yönetmenin bu karanlığın ortasında sunduğu alaycı mizah anlayışı filmin zahmetsizce akmasını sağlar. Rehabilitasyon merkezindeki karakterlerden her birinin ayrı bir hikayesi vardır ve yönetmen filmin önemli bir bölümünde bu karakterlere yoğunlaşır;  Oli (Baltasar Kormákur), Beatles’a telepatik yolla şarkı sözleri yolladığını iddia eder; Viktor (Björn Jörundur Friðbjörnsson) ise bir gün Adolf Hitler adına bankadan kredi çekmeye çalışır fakat Shakespeare olabileceğini de savunur. Öyle ki bu üçlünün ortak acıları, İskandinav Sineması’nın en unutulmaz sahnelerinden birine imza atar.

Filmin müziğini İzlanda deyince ilk aklımıza gelen isimlerden Sigur Rós grubu üstlenir ve film müzikleriyle olağanüstü bir uyum içindedir. Filmin en ilgi çeken yanlarından biri ise Harald Gunnar Paalgard’ın üstün kamera çalışmasıdır. Birçok sahnede yarattığı yanılsatıcı görüntüler filmin akışını olumlu etkiler ve Pall’un gerçeklik algısının sarsılışı gibi; izleyiciyi sarsar. Yönetmen Friðrik Þór Friðriksson, Englar alheimsins ile sadece İskandinav Sinemasının değil, Avrupa Sinemasının da delilik üzerine yapılmış en iyi filmini bizlerle buluşturmuştur. İyi seyirler!

0 Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir