Dünyanın Sonu: Svalbard

Eğer İzlanda’ya gittiniz ve kendinizi dünyanın sonuna gitmiş gibi hissediyorsanız, size bir de Svalbard’a gitmenizi öneririm. Instagram postlarıma da sıklıkla konu olan (@bizarrejourneys) – yaklaşık 2.500 kişilik insan nüfusuyla, kutup ayısı sayısının insan nüfusuyla yarıştığı ve dünyanın en kuzey yerleşim biri Svalbard size gerçek anlamıyla dünya dışı bir yere gitmiş hissini yaşatacak. Ben Svalbard’a güneşin hiç batmadığı aylardan olan Ağustos’ta gitmiştim. Daha önce yazın Alaska ve beyaz gecelerde St. Petersburg, Rusya’ya gitmiş olmama rağmen, Svalbard’ın 24 saat aydınlığı apayrı bir deneyim – gökyüzü alacakaranlık aşamasına dahi gelmiyor. Hava öğlen 2’de nasılsa gece 2’de de hemen hemen öyle. Ben de haliyle kendimi gece sıklıkla yatağımdan kalkıp, sımsıkı kapanmış perdeleri aralayıp, inanamıyorum halen aydınlık derken bulmuştum. Kışın ise durum tam tersi – Kasım ve Şubat arası hava 24 saat karanlık. Bu dönem kuzey ışıkları için de en ideal dönemlerden birisi. Gerçi hemen not etmemde fayda var – Svalbard’da Svalbard’ın kuzey ışıkları için biraz fazla kuzeyde olduğunu söylemişlerdi!

Svalbard’da turizme açık sadece bir havaalanı mevcut ve Svalbard’ın tek şehri Longyearbyen’ın 10 dakika dışında konuşlanmış durumda. Longyearbyen “uzun yıl şehri” demek. Svalbard’da araba kiralamanız pek anlamlı bir seçenek değil, arabayla gidebileceğiniz yol 45 km ile sınırlı. Ulaşım kışın kar motorları, yazın ise tekne, sürat motoru ve kanolarla sağlanıyor. Longyearbyen’de klasik zincir otellere ek olarak, bölge yapısını daha iyi yansıtan otel seçenekleri de yer almakta. Benim favorim ise Basecamp Spitsbergen olmuştu. Ahşap mimarisi ve inanılmaz arkadaş canlısı personeli ile Svalbard’a bir daha gitmek imkanım olursa, Svalbard’ın ıssız köşesi Isfjord’da da oteli olan bu grup muhakkak yine tercihim olacak. Longyearbyen’de kanodan trekinge kadar birçok farklı aktivite imkanınız var. Şehrin dışına yanınızda bir rehber veya tüfek olmadan çıkmanız yasak. Maalesef sınırlı sayıda da olsa ölümle sonuçlanmış bazı kutup ayısı vakaları var.  Ama dikkat – Longyearbyen’ın mezarlığı 70 yıl önce kapatılmış ve Svalbard’da ölmek kanunen yasak – sebebi ise hava soğukluğundan dolayı bedenlerin asla toprağa karışmaması. 70 yıldan uzun bir zaman önce İspanyol Gribi nedeniyle Svalbard’da yaşamını yitiren Norveçli madencilere ev sahipliği yapan ve dünyanın en kuzey mezarlığı olan bu mezarlık şüphesiz hayatımda gördüğüm en hüzünlü mezarlık.

Svalbard seyahatimde harika bir müzeye de ev sahipliği yapan Longyerbyen’a ek olarak Isfjord’u da ziyaret etme şansı bulmuştum. Longyearbyen’den yaklaşık 2.5 saatlik bir sürat motoru yolculuğuyla varılan bu bölge, uzun yıllar boyunca Svalbard’ın dünya ile irtibatını sağlayan radyo istasyonuna da ev sahipliği yapmış. Bugün ise bina Basecamp tarafından otel olarak işletiliyor. Enteresan bir şekilde otel kapılarında kilit yok! Bu da Svalbard’ın bana yaşattığı bir diğer ilklerden. Yazının başında da dediğim gibi, İzlanda’ya gittiniz ve dünyanın sonu gibi hissettiyseniz, bir de Svalbard’ı denemenizi öneririm. Oslo’dan yaklaşık 3.5 saatlik bir uçuşla ulaşabileceğiniz bu ada, hayatınızda gidebileceğiniz şüphesiz en ıssız yerlerden birisi. Svalbard’a vize gerekmemekle birlikte, sadece Norveç üzerinden uçabileceğiniz için, yine de Schengen vizesi almak durumundasınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir