En ganske snill mann

Norveçli yönetmen Hans Petter Moland’ın 2010 yılında gösterime giren filmi En ganske snill mann, Türkçe adıyla “Az Buçuk Kibar Bir Adam” yine yönetmenin diğer işleri gibi suç ve dram filmi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu sefer yanına komedi unsurunu da ekleyerek ve bunu ölçüyü kaçırmadan yaparak bizlere keyifli bir seyir sunuyor.

Ulrik, filmin ismi gibi, az buçuk nazik bir adamdır. 12 yıl boyunca kaldığı hapisten çıkma günü gelmiştir ve Ulrik’i bu duruma çok hazır olmayan haliyle görürüz filmin açılış sekansında. Film ilerledikçe anlarız ki değişikliğe hazır olmayışından mı, yoksa çıktığında onu nelerin beklediğinden emin olmayışından mıdır bu geriye bakış. İskandinav Sineması’nda oldukça karşılaştığımız sert, soğuk fakat duygulu bir karakterdir Ulrik. Konuşmayı çok sevmez, hayattan pek bir beklentisi yoktur. Başlangıçta bir evi, yiyecek yemeği ve bir işinin olması ona sonsuza kadar yetecek gibidir. Fakat eski patronu Jensen’e hapisteyken oğlu ve eşine baktığı için borçludur, Jensen ise gangster hayatındaki gücünü kaybetmiş, bunu geri kazanmaya çalışan ve bir karakterdir. Ulrik’in de bu noktada bir seçim yapması gerekmektedir. Ona bundan sonra ileriye bakmasını, hep ileriye bakmasını söyleyen gardiyanı mı dinleyecektir, yoksa geriye dönmeyi mi seçecektir Ulrik?




Asıl olarak filmin genelinde Ulrik’in çevresindeki kopuk ilişkileri seyrederiz. Ulrik’in ona “ikinci şans” veren patronu, borçlu hissettiği Jensen’le ve ona iyilikler yapan ev sahibi Karen ile olan uzun ve gergin ilişkileri filmi biraz durgunlaştırmıştır. Fakat Stellan Skarsgard’ın etkili oyunculuğu filmin akışını oldukça etkiler, Ulrik’in karakterinden tüyo veren sahneler Skarsgard sayesinde yüzünüzde sıcak bir gülümseme bırakıyor. Ayrıca filmin kurgusu da akışı olumsuz etkilemektedir, kurgu ve sahneler arası geçişler yapay bir dünya içinde olduğumuzu sürekli olarak hatırlatıyor.

Aki Kaurismaki filmi izlemiş birçok kişi, Moland’ın bu filminde Kaurismaki’den esinlenmiş olduğunu düşünebilir, öyle ki sabit planlar, kısa ve net diyaloglar, barındırdığı kara mizah unsuru ve özellikle dans sahnesi, Kaurismaki’nin filmlerinden ayırmadığı ögeler olarak karşımıza çıkar. 60. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan film, uluslararası arenada pek başarı sağlamamış olsa da kendi ülkesinde düzenlenen en prestijli Amanda Film Festivali’nde Best Actor ödülünü alarak iyi bir başarı sağlamıştır. Siz de Ulrik’in yaşamına bir göz atarak yüzünüzde sıcak bir gülümseme bırakmak isterseniz, bu filmden daha iyi bir seçenek bulamayacaksınızdır.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir